Vefatının 93. Yıldönümünde Abdülhamid’i Rahmetle Anıyoruz.

Neredesin Abdülhamid! Siyonizm ve İsrail, Mısır’ı da Amerika’yı da teslim aldı.Filozof Rıza Tevfik , Abdülhamid tahttan düştükten sonra; “Neredesin, neredesin Abdülhamit bizi yine Rodos’a, Midilli’ye, Fizan’a sür; yeter ki biraz insanca yaşayalım” diye feryad ediyordu.Şimdi feryad sırası bizde; “Neredesin neredesin Abdülhamit, siyonizm sadece Filistin’i işgal etmemiş, Mısır’ı ve Amerika’yı teslim almış, birazcık ‘hafiyelik’ yap da siyonizm zulmünden kurtulalım.”Abdülhamit tahttan indirildiğinde; gafiller ve satılmışlar ona “KızılSultan” derken, Alman basını onu dünya barışının teminatı olarak karikatürize ediyordu.Modern çağın modern Firavun ve Neronları dünyayı kasıp kavurma eylemini hep siyonizmin ve İsrail’in yedeğinde icra ediyorlar. Ne ilk ne son olacağa benzemeyen Firavun Hüsnü Mübarek’i; mazlum ve mağdur Mısır halkının elinden İsrail’in dayatması ve Obama’nın eliyle kurtuluyor. Mübarek’in zulüm ve işkence makinesi Ömer Süleyman’ı, İsrail Mısır’ın başına atıyor. Obama, Netenyahu’nun Salomonu’nu Mısırlıların başına musallat ediyor. Daha vahim olanı Siyonizm ve İsrail, Obama’nın Amerikan halkını, dünyayı ve dünya barışını teslim almış durumda.

Nasıl feryad etmeyelim; Neredesin Abdülhamid!..

Sultan İkinci Abdülhamid, 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi’dir.Şehzade Abdülhamid’in zeka ve hafızasının son derece yüksek oluşu ile politik kabiliyeti, amcası olan Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekti. Nitekim Sultan Abdülaziz Han, onun daha serbest bir ortamda yetişmesini sağladı. Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Şehzade Abdülhamid de bu imkanlardan en iyi şekilde istifadeye çalıştı. Yabancı basını devamlı takib ederek dış devletlerin niyet ve emellerini ve gayelerine ulaşabilmek için uyguladıkları metodları iyi etüd etti. Ayrıca ticari faaliyetlerde de bulundu. Kendisinin marangoz atölyesi ile çiftliği vardı. Son derece cömerd olan şehzade, kazandığı paraları saltanatı sırasında din ve devlet işleri ile fakir-fukaraya harc etti.

Hainlerle mücadeleye başlıyor

Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış Batının, diplomasisine hayran kaldığı büyük bir dehadır.İngilizlerden para alarak düşmanın kuklası haline gelen Hüseyin Avni Paşa; Midhat, Mütercim Rüşdi, Mahmud Celaleddin ve Nuri paşalar, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi ile anlaşarak 1876’da Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdiler ve çok geçmeden de şehid ettiler. Yerine çıkardıkları Şehzade Murad, rahatsızlığı sebebiyle ancak üç ay tahtta kalabildi. Bunun üzerine Şehzade Abdülhamid otuz dört yaşındayken 31 Ağustos 1876 Perşembe günü Osmanlı tahtına oturdu.

Savaşlar ve ekonomik kriz…

Sultan Abdülhamid Han’ın tahta çıktığı iki yıl içinde gelişen feci olaylarda padişahın sorumluluğu yok denecek kadar azdı. Çünkü bu sırada Osmanlı dış siyasetine yön veren devlet adamları yabancı diplomatların tesirinden çıkamıyorlardı. 2. Abdülhamid tahta çıktığı zaman Osmanlı Devleti tam bir bunalımın içindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş Osmanlı’nın aleyhine dönmüş, Bosna Hersek ve Girit’te ayaklanmalar başgöstermişti. Osmanlı ekonomisi krize girmiş ve Sadrazam Mithat Paşa ile arkadaşlarının batı hayranlığı Devlet-i Aliye’nin aleyhinde batı ile işbirliği yapar hale getirmiş, Meşrutiyet’in ilanı için yoğun talepler üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edilmişti.

Şer güçlerle savaş halinde bir ömür

Sultan Abdülhamid, İngiltere ile yaptığı anlaşma karşılığından Ayestefanos Antlaşması’yla kaybedilen bazı toprakları tekrar Osmanlı Devleti’ne katmasını bildi. Borç batağına giren devleti borçtan kurtarmak için büyük zorluklara katlandı.İngiliz taraftarı olup devletin ancak İngiliz yardımı ile kurtulabileceğine inanan Ali Suavi, Galatasaray Lisesi Müdürlüğü’nden azledilmesini hazmedemeyerek Çırağan Sarayına bir baskın düzenledi. Ali Süavi’nin hedefi, Sultan Abdülhamid Hanı saltanattan düşürmek ve yerine Beşinci Murad’ı padişah yapmaktı. Fakat Beşiktaş Zaptiye Amiri Hasan Paşa, kısa sürede isyanı bastırdı. Çıkan vuruşma sırasında Ali Suavi öldürüldü. (20 Mayıs 1878)

“Filistin kanla alındı, kanla verilir”

Memlekette çok büyük imar ve eğitim faaliyetleri başlatarak, çoğu şahsi parasından karşılanan cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü ve imarethane yaptırdı. Bu eserlerin tamamı 1552 adet olarak kayda geçti. Ayrıca ülkenin dört bir yanını demiryollarıyla döşetti. Yunanlıların Girit’te isyan çıkartarak Türkleri katletmeye başlamaları üzerine Yunanistan’a savaş ilan etti. Bu savaş sonucunda Osmanlı Ordusu Atina’ya dayandı. Batılılar ve yandaşlarının zorlamasıyla ateşkes ilan edildi.Filistin ve civarı için gelen Yahudilerin, “Osmanlı’nın borcunun tamamını biz ödeyelim. Sen de bize Filistin’de toprak ver” teklifine, Abdülhamid Han, “Bu topraklar kanla alındı. Kanla verilir.” deyip, başlarındaki Teodor Herzl’i huzurundan kovdu ve Filistin’i hususi vakıf yaptı. İttihatçılar ise bu vakfiyeyi bozarak bugünkü Ortadoğu sorununu hazırladılar.Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık kurduğu Hamidiye Alayları ile bölgedeki asayişi ve Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

Ermenilerin suikast girişimi

Sultan Abdülhamid Han’ın fevkalade akıllı ve tedbirli siyaseti ile bütün İslam alemini kendisine bağladığını gören İngilizler, Osmanlı Devletinin iyiye gidişini durdurmak ve yıkmak için faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Bir taraftan Padişah aleyhine faaliyette bulunan İttihad ve Terakki Cemiyetini desteklerken, diğer taraftan Arabistan Yarımadasında bedevi kabilelerini ve Doğu Anadolu’da Ermenileri Osmanlı Devletine karşı kışkırttılar. Bu arada Sultan Abdülhamid, Ermenilerin, Avrupa devletlerinin dikkatlerini çekmek üzere giriştikleri isyanları anında bastırdı. Hatta bu iş için polis ve jandarmadan ziyade sivil halkı kullandı (1895-1896). Bunun üzerine Ermeniler bir arabaya yerleştirdikleri saatli bomba ile Padişah’ı Cuma namazından çıkışta öldürmek istediler. Fakat Abdülhamid Han, bu suikastten kurtuldu. Bütün bu dalavereler, onu uyguladığı politikadan zerre kadar döndürmedi.

31 Mart isyanı

Dönemin iki güçlü devleti Almanya ve İngiltere’nin kurdurduğu İttihat ve Terakki Fırkası’nın ilk hedefi II. Abdülhamid’i tahtında indirmekti. Ancak sadece II. Meşrutiyetin ilanına muvaffak olmuşlardı. II. Meşrutiyet ile birlikte halkın Sultan Abdülhamid’e sevgisi ve bağlılığı daha da artmıştı. Bu nüfuzu ortadan kaldırmak için çeşitli kuklalar kullanan Batı, nihayetinde 31 Mart Vak’ası’nı bu memlekete yaşatmıştı.

31 Mart olaylarının bastırılmadığını iddia eden Selanik’teki Hareket Ordusu’nun başındaki birkaç aklı evvel, olaylara müdahale etmek ve vatanı kurtarmak(!) için İstanbul’a gelerek Yeşilköy’de durdu. Ordunun başında o devrin Hürriyet Kahramanı(!) Enver Paşa ve Mahmud Şevket Paşa bulunmaktaydı. İstanbul’da padişahı tahttan indirmek için geldiklerini gizlemek zorundaydılar. Çünkü Abdülhamid Han’a bağlı bulunan Hassa Ordusu’nun bir anda kendilerini yok edebilecek güçte olduğunu bilincindeydiler. Bütün bunlar olurken, Hassa Ordusu mensupları da Padişah’ı korumak için silah istemekteydi. Hatta bazıları silahlanmaya başlamıştı bile. Durumu öğrenen Sultan Abdülhamid Han, “Paşalar, ben Halife-i İslamım. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmam. Asker zinhar kurşun atmasın! Eğer kurşun atacaklarsa ilk önce beni vursunlar, sonra kurşun atmaya başlasınlar” demişti.

Huzurdaki hainler

Hareket Ordusu’nun Yıldız Sarayı’nı ele geçirmesiyle birlikte İttihatçıların Sultan Abdülhamid Han için yapmak istedikleri operasyonun şekli de belirmeye başlamıştı. Öncelikle Meclis-i Mebusan’ın kararı gerekmekteydi. Tabii Meclis’teki hain sürüsü bu kararı almak için sadece 1 toplantı yapmış ve Abdülhamid Han’ı tahttan indirme kararı almışlardı. Kararı Padişah’a tebliğ için, bir heyet seçilmiş ve Yıldız Sarayı’na gönderilmişti. Heyetin teşekkül tarzı ise Türk tarihinin en yüz kızartıcı hadiselerinden biri oldu. Heyette; Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah’ın uzun seneler yaverliğini yapmış olan karışık soydan Arif Hikmet Paşa idiler. Padişah, gelenlerin kimler olduğunu, öğrenince; “Bir Türk padişahına, İslâm halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?” demekten kendini alamadı. Akabinde Padişah ve yanındakiler Hareket Ordusu’nun subayları eşliğinde Sirkeci Tren istasyonuna götürülerek özel bir trenle Selanik’e gönderildi. (27 Nisan 1909)

İttihatçılar daha sonra yanlarındaki çapulcularla birlikte Yıldız Sarayı’nı yağmalamaya başladı. Kelle avcılığına soyunan İttihatçılar çeşitli mahkemeler kurarak birçok Müslüman’ın kanına girdi. Sultan Abdülhamid Han, Selanik’te üç yıldan fazla kaldı. Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi üzerine, Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi, Sultan Abdülhamid Han’ın Selanik’te muhafazası zorlaşacağından, İstanbul’a nakledilmesini kararlaştırdı. 1 Kasım 1912 günü İstanbul’a getirilen Ulu Hakan, ikametine tahsis olunan Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi.Sultan Abdülhamid Han, Beylerbeyi Sarayı’nda beş buçuk yıl yaşadı. 1918 yılının Şubat ayı başında hastalandı. Yetmiş yedi yaşındaydı. Şiddetli bir nezleye tutulmuş, yaşlılığından dolayı yatağa düşmüştü. 10 Şubat 1918 günü akşamı vefat etti ve Çemberlitaş’taki Sultan Mahmud türbesine defnedildi.

Münir Balkır

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat