Hikmetlerle Dolu Bir Fetih – Mekke / 1380’inci Yıl…

Surre Alayı

Resûlüllah (s.a.v.) efendimizin kumandasındaki İslâm ordusunun 1 Ocak 630 tarihinde sefere çıkıp, 10-11 Ocak 630 tarihinde Mekke’yi feth etmesi, hem İslâm tarihinde, hem de dünya tarihinde şerefle yâd edilmesi gereken çok önemli bir olaydır. İslâm’ın ilk defa tebliğinden itibaren, müslüman olanlara her çeşit zulmü reva gören Kureyş’lilerin şerlerinden emin olmak için, Medine’ye göçmek zorunda bırakılan Resûlüllah (s.a.v.) ve ashâbının, Medine’ye hicretten sadece sekiz yıl gibi kısa bir zaman sonra on-oniki bin kişilik muhteşem bir orduyla, kan dökmemeye özen göstererek Mekke’yi fethedip, sonunda da af bayramı ilân etmesi olayının dünyada eşi ve benzeri yoktur.Bu bakımdan Mekke’nin fethi olayında İslâm’ı tebliğ gayretinde olanların ve tüm insanlığın öğreneceği, örnek alacağı çok önemli sonuçlar vardır.

Birincisi, siyasi olarak: Mekke’nin fethinden sadece yirmi ay önce, on yıllığına imzalanan ve başlangıçta müslümanların aleyhine gibi gözüken Hudeybiye barış anlaşmasının Allah Resulü’nün siyasi alanda dâhiliğinin ispatı olmuştur.Peygamber efendimizin en yakınında olan, ashâbın önde gelenlerinin dahi kabul etmek istemedikleri Hudeybiye barış şartları, başlangıçta müslümanlar açısından olumsuz gözüktüğü halde, sonuç olarak iki yıl bile geçmeden Mekke’li müşrikler tarafından ihlâl edilerek bu fethin yolu açılmıştır.Siyasetle ilgilenenlerin bu fetih ve öncesi anlaşmalardan alacağı çok önemli dersler vardır. Savaşlar sadece meydanlarda kazanılmaz. Asıl savaş masada yapılmaktadır. Çünkü her savaşın ardından kesin netice, masa etrafında yapılan görüşmelerle sağlanmaktadır. Hal böyle olunca anlaşma yapacak kişilerin firâsetli olmaları, yazılan anlaşmada, değil bir madde veya cümle, nokta veya virgüle kadar her hususta çok dikkatli olunması, o günün şartlarını değil, çok uzun yıllar sonrası düşünülerek hareket edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Barış zamanlarında da ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, çıkardıkları kanun, yönetmelik, tüzük v.s. her hususta akıllı, dikkatli ve basiretli olmalıdırlar. Yapılan en küçük bir hata memleket içindeki hassas dengeleri bozmaya, insanları bölmeye, bir grubun diğer bir gruba adaletsiz bir şekilde üstünlük sağlamasına neden olabilir. Nitekim tekelci aşırı zenginler, medya güçleri bu tür hatalardan sonra oluşmaktadır.

İkincisi, askeri olarak: Resûlüllah (s.a.v.)’in, Mekke’ye yapılacak seferi hanımları dahil hiç bir kimseye bildirmeyerek sır tutmanın ve istihbaratın savaşlardaki önemini; gidiş yolunu Mekke’nin aksi istikâmetinden başlatarak harbin hile olduğunu; Mekke’ye dışardan yardım gelmesini engelleyerek tedbirin gereğini; kuşatmada geceleyin her askere ayrı ayrı ateş yaktırarak orduyu olduğundan daha ihtişamlı gösterip düşmana korku salmayı; Mekke’ye dört ayrı koldan girerek düşmanın kaçış ve kurtuluşuna imkan vermemesi de askeri dahiliğinin ispatı olmuştur.

Üçüncüsü, sonuç olarak: Mekke’nin feth edilmesinden sonra genel bir af bayramı yaşanmıştır. Bizzat sevgili Peygamberimiz, çok sevdiği amcası Hz. Hamza’yı şehid edip, ciğerini çıkaran Vahşi’yi, öldürten Ebu Süfyan’ın karısı Hind’i, kızı Zeyneb’in ölümüne sebep olan müşriği affetmiştir. Allah Resûlü (s.a.v.) ve ashâbı büyük bir zafer kazandıkları halde şımarmayıp tevazûdan başları önüne eğik bir halde, Allah’a şükür sadedinde uzun uzun Kâbe’yi tavaf ederek, ibadet etmeleri, rahmet ve merhamet dini olan İslâm’ı özet olarak anlatan en güzel örnektir.

Günümüzde, İslâm’ı terör kaynağı bir din gibi göstermeye çalışanlara verilecek en güzel cevap Mekke’nin fethi hadisesidir. Sekiz yıl önce malları ellerinden alınan, memleketlerinden kovulan, hatta her birerlerinin işkenceden de öte canlarına kast edilen müslümanlar, muhteşem bir zaferle Mekke’ye döndüklerinde asla kin gütmemiş, intikam almamış hepsi de Allah Resûlü’nün izinde af yolunu tercih etmişlerdir. Ne kınama, ne ayıplama, ne yağma, hiç bir olumsuz olay yaşanmamıştır.Bu engin hoşgörü ve af karşılıksız kalmamış, insanlar grup grup müslüman olmayı kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Hz. Hamza’yı öldürmesi için Vahşi’yi kiralayan Ebu Süfyan’ın karısı Hind, kocasıyla birlikte:

– “Bu kadar mı yanılmışız” diyerek, önceki basiretsizliklerini itiraf etmişler ve onlar da müslüman olmuşlardır.

Mekke’nin fethi, Allah Resûlü (s.a.v.) efendimizin fetihten sonra söylediği :”Hak geldi, bâtıl zâil oldu” müjdesi ile birlikte, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen: “Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır” (Sâff /8) âyeti ile de Cenâb-ı Hak tarafından İslâm’ın kıyamete kadar bâki kalacağı tescillenmiştir.Mekke’nin fethi önceleri belirli bir güce erişene kadar savunmada kalan, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında savunma harbi uygulayan müslümanların, ilk defa Allah’ın dinini yaymak, düşmanların şerrinden emin olmak için yaptıkları ve kazandıkları taarruz zaferidir. Bu fetihten itibaren İslâm’ı temsil eden ordular, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama devrine kadar yaklaşık bin yıl fetihlere devam etmişlerdir. Viyana kuşatmasından önce alınan bir kaç kale İslâm adına yapılan son fetihler olmuştur.

Ancak daha sonra son üç yüz yıldır mevcutları korumak için mücadele edilmiş yani hep savunmada kalınmıştır. Bunun nedeni açıktır. Allah Resûlü’nün siyasi, askeri uyarıları dikkate alınmamış,”Düşmana silahı ile mukâbele ediniz” emri ihmâl edilmiştir. Yine efendimiz A.S in “Asıl hayat, âhiret hayatıdır” düsturu unutulup, Mekke’nin fethinde kırılan putların ve yırtılan sûretlerin yerini dünya muhabbeti almıştır.

İşte Mekke’nin fethi yıldönümü vesile edilerek, milâdi takvimle Ocak aynın ilk on günü , her yerde, konferans, panel gibi çeşitli etkinliklerle coşkuyla kutlanmalı, bilmeyenlere İslâm’ın kan dökücü, can yakıcı bir din değil, aksine barışı, sevgiyi, kardeşliği, hoşgörüyü, merhameti, affediciliği ön plana çıkaran bir din olduğu anlatılmalıdır. Kâfir ve münâfıkların karikatür, yazı, film ve benzeri şeylerle yaptıkları saldırılara, saman alevine benzer kısa süren tepkiler göstermekten daha ziyade kalıcı tedbirlerle, ekonomik ambargolarla kesin ve etkili bir şekilde cevap verilmelidir.Velhasıl Mekke’nin fethi, müslüman olarak hepimizin, önce kendimize çeki düzen vermemiz, çok çalışarak her bakımdan güçlü olmamız, İslâm’ı güzel yaşayıp çevremize örnek olmamız, siyasi, kültürel, ekonomik v.s. her alanda atak davranarak, İslâm’ın güzelliklerini her zaman, her yerde ve her kesime güzelce anlatmamız için bulunmaz bir fırsattır.

Ahmet Başer

Altınoluk Dergisi 298. Sayı

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat