Entelektüel Olmak Sıkıcı mı?

Aslında bütün sorun bundan mı kaynaklanıyor? Aslında içten içe popülist olana mı meylediyoruz? Evlilik programlarını izlemek daha mı keyifli tartışma programlarının içinde kavga olmayan versiyonlarından? Caner ile Tülin daha mı sempatikti Kerem ile Aslı’dan? Birilerinin hayatını “flash” cümlelerle ekrana yansırken takip etmek ve bir yandan çekirdek çitlemek daha mı eğlenceli? Yazarlar, bol “ııı”lı cümleler kurarken gözkapaklarının ağırlaşması normal mi? Yoksa yazarla beraber o düşünce sürecinin içine girmek, aklından geçen ve fakat dillendirmekte zorluk çektiği sözcükleri tahmin etmeye çalışmak ve sonunda hangi kelimelerde karar kıldığını duymak bizi heyecanlandırmalı mı? Heyecanlandırmıyorsa bu bizim suçumuz mu, biz mi entelektüel değiliz, yoksa yazar mı çok kuru konuşuyor?

Beynimizi nerede çıkardıydık?

Biz magazin programında “Azz soonnra” dendiğinde kanalı değiştirememek, yayınlanacak haberin hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini ve hatta ömrümüzden vakit çalacağını bilmek ama yine de ekran karşısındaki koltukta uzanmış bir halde durmak, elde kumanda öylece beklemek ve sosyal ortamımız içinde öğrendiğimizi söylemeye utanacağımız gereksiz bilgileri edinmek için beklemek, bu bekleyişin muhakkak bir reklam arası ile uzatılacağını ve bir “az sonra” anonsundan sonra bir reklam anonsu daha uzayacağını bilmek, yine de beklemek, iki reklam arası ve aslında iki namaz kılımı zaman geçtikten sonra o görüntüleri izlemek, üstüne üstlük fragmanda verilenden daha fazla bilgi de alamamak… İşte tam da bu halde iken, hayatımızdan çalınan dakikalara üzülmek yerine hafiften bir keyif almak da neyin nesi? Kafamızı boşaltmaya mı ihtiyacımız var hakikaten? Ya da bu sistem, “kafa boşaltmak” için yeterince iyi mi? Gün içinde ne zaman bilgiyle doldurduk ki kafaları?

Herkeste böyle midir acaba? Herkes boş zamanlarında Erdem Beyazıt okumak ister mi? “Boş zamanlarda kitap okurum” cümlesi ne zaman bu kadar popüler oldu? Bu cümle kurulalı beri kimse boş zamanlarında kitap okumuyor, farkında mıyız? Bunun için, insanlık olarak bir cami avlusuna toplanmalı ve bütün gücümüzle utanç duymalı mıyız? Okumak için bir kitap aldığımızda, onun “best-seller” listesinde olmasına özen gösteriyorsak, bu bizim suçumuz mu? Ya da bu bir suç mu? Suçsa, bize ve diğer insanlara -yayıncılara örneğin- -ya da yazarlara- -ve hatta vitrinleri ışıklarla süsleyen zihniyete- suçun ne kadarı düşüyor? Yüzde kaç suçluyuz? Bu suçu birileri yüzümüze vurmalı mı?

Biri kitapları kurtarsın

Çocuklara neden bu kadar çok kitap alıyoruz mesela? Boyama kitabı, eğlenceli kitaplar, ilginç masallar, çocuğun hayal gücünü ve yapıcı yanlarını geliştiren kitaplar… Bu kadar kitap o çocuğa fazla mı? Ya da bir çocuğa bu sayıda kitap düşüyorsa, bunları ona alan yetişkinin en az iki katı sayıda kitap okuması gerekmiyor mu? Neden gerekmiyor? Gerekiyorsa neden hiç böyle olmuyor? Kişisel gelişim için kitap okumak yerine, neden sadece “kişisel gelişim kitapları” okuyoruz? Bir kitapla kişilik gelişir mi? Kısa yolu mu seçiyoruz?Erkekler de kızlar da aniden “entelektüel” olsa ve bunlar kâh kendi aralarında, kâh birbirleri ile dünya barışından ve Filistinden ve gemilerden ve sanattan ve sanatı geliştirmekten ve coğrafyadan ve Mısır’dan ve dirilişlerden konuşsalar nasıl bir yer olur ki dünya? Neden sevdiğimizi ve takip ettiğimizi söylediğimiz programların reytingi düşük? Yalancı mıyız biz? Neden “hayatta izlemediklerimiz” bu kadar çok reklam alıyor? Hayatta değil miyiz? Neden Sezai Karakoç sadece Mona Rosa? Neden bugünlerde tasavvuf sadece Şems?

Ciddi ciddi merak ediyorum, zevkli değilse söz veriyorum uzak duracağım, entelektüel olmak sıkıcı mı?

Sümeyye Karaaslan

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat