2011de Ailecek Onların Hastasıyız

2005’te Düzce’de pilot olarak başlayan aile hekimliği, sürekli artarak yaygınlaştı. Aralık 2010 itibarıyla da 81 ilin tamamı bu sisteme geçti. Uygulamaya daha önce geçen illerde hekim-hasta ilişkileri öyle ilerledi ki kimi elinde çikolatayla kız istemeye götürüyor, kimi sırlarını anlatıyor, kimi mangal partisine davet ediyor. Peki siz aile hekiminizle tanıştınız mı?

Türk filmlerinde görürdük, ekranların siyah-beyaz olduğu günlerde. Başroldeki kız aniden düşer bayılır ve evde bir telaş yaşanırdı. Ardından ev ahalisinin aklına ilk gelen isim ‘aile doktoru’ olurdu. Film sahnesi değişir ve elinde doktor çantası, yüzünde kocaman gülümsemesiyle Nubar Terziyan görünürdü kapıda. Babacan ve sıcak bir tavırla, her daim gülümseyen çehresiyle hastasına değil de kızına bakıyor gibi şefkatle yaklaşırdı. Tonton parmaklarıyla hastanın nabzını sayar, sonra sırtını dinlerdi. Kızın başında telaşla bekleyen ailesine dönerek “Sadece sinirleri gerilmiş, bir şey yok. Sakin bir yere gönderelim, biraz ortamdan uzaklaşsın, yazdığım ilaçları alsın.” der ve usulünce bir iki ilaç yazardı. Çünkü esas kızı tanırdı. Aile ise doktorlarının söyledikleriyle rahatlar, derin bir nefes alırdı. Çünkü güvenirlerdi ona. O ne derse kayıtsız şartsız uyulurdu. Filmdeki doktor, kimi zaman bir aile yemeğinde masadaki yerini alır, kimi zaman dert ortağı, sırdaşı olurdu ailenin.

Ne var ki zengin aileler için geçerliydi bu sahne. Sadece onlar bir telefon kadar yakındı aile hekimlerine. Parası olmayan için bırakın aile doktorunu, hastanedeki doktora ulaşmak bile uzun kuyruklar arasında saatlerce beklemek demekti. Köyde yaşayanlar içinse hastalanmak demek, şehre gitmekti. Peki, nasıl gidilirdi şehre? Ya uykuları yarım bırakıp soğuk gece yarılarında banliyö trenlerinde beklenecekti ya da hastalık kendiliğinden geçecekti. Ki böyle olurdu genelde. Köylü hastalığını köyünde, şehirdeki de kuyruklarda geçirirdi. Velhasıl ‘aile hekimi’ zengin için vardı.

2011’e girerken bu sahneleri çoktan geride bıraktı Türkiye. Artık köylere doktor gitti, hastanelerdeki kuyruklar da azaldı. Peki, ya aile hekimi? Hâlâ zengin için mi geçerliydi? Ailedeki çocukların doğumuna şahitlik eden, genetik hastalıklarını bilen, kimi zaman aile yemeklerine iştirak eden, sır tutan o doktor amca sadece Yeşilçam sahnelerinde mi kalmıştı?

2011’DE HER AİLENİN BİR HEKİMİ VAR

Sağlık Bakanlığı’nca başlatılan ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın en önemli ayağı Aile Hekimliği Uygulaması ile artık filmlerdeki o sahneler gerçeğe dönüşüyor. 2006’da 7, 2007’de 14, 2008’de 31, 2009’da 35 il derken Aralık 2010’da 81 ilin aile hekimliğine geçmesiyle herkesin bir Nubar Terziyan’ı var artık. Ev yemeklerine, düğüne derneğe, pikniğe katılan hekimlerin sayısı da giderek artıyor.Uygulamaya yeni geçen illerde hasta-hekim ilişkileri henüz çok yeni. Ancak birkaç yılı deviren illerde bu ilişki, samimiyet derecesinde. Kimi elinde çikolata paketiyle kız istemeye götürüyor aile hekimini, kimi sırlarına ortak ediyor. Sadece eve yemeğe davetle sınırlı kalmıyorlar, kimi zaman mangal başında ağırlıyorlar. Biraz kaçtı mı ipin ucu, ‘Zaten doktor yanımızda!’ deniliyor. Anlayacağınız, hekimler tansiyona da bakıyor, mangal da yakıyor. Hasta-hekim münasebetine geçmeden önce, artılarıyla eksileriyle sistemi anlatmakta fayda var.

İlk kez 2005’te Düzce’de pilot olarak uygulanan proje, 13 Aralık 2010 itibarıyla 81 ilde hayata geçti. Öncelikle Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde sağlık ocakları aile sağlığı merkezi (ASM)’ne dönüştürüldü. Bu sayede 5 bin sağlık ocağı bulunan Türkiye’de sayı 7 bin 200’e çıktı. Ardından adrese dayalı nüfus kayıt sistemi dikkate alınarak hekim-hasta eşleştirmesi yapıldı. Sağlık ocaklarının sayısı arttığı için hekim sayısı da artırıldı. Sağlık ocaklarında 14 bin hekim görev yaparken şimdi ASM’lerdeki sayı 20 bin. Aile hekimliğinin doğası gereği, kişilere yakın yerler tespit edildi. Vatandaşlar hangi semtte, mahallede oturuyorsa, bulundukları yere bir aile hekimi atandı.

Peki, aile hekimliği uygulamasından kastedilen neydi? Aile hekimliği; aile fertlerinin ikametlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, sağlık hizmeti alacakları doktorluk uygulaması. Yani anne karnındaki bebekten ailenin en yaşlı bireyine kadar bütün aile fertlerinin sağlığı onlara emanet. Kişiye yönelik koruyucu sağlık; gebe, loğusa, bebek, çocuk takibi; aşılama ile birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetleri de aile hekimleri tarafından veriliyor. Evde takibi zorunlu özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kişilere ise evde hizmet verebiliyor.

Aile hekimi, doğrudan kendisinin çözemediği sorunlar içinse yapacağı danışmanlık hizmetiyle diğer uzman hekimlere veya diş hekimine hastayı yönlendirerek koordinatör görevi üstleniyor. Dolayısıyla kendisine kayıtlı kişilerin aynı zamanda sağlık danışmanı ve bu konuda onlara yol gösteren ve onların haklarını savunan kişi konumunda. Tanı ve tedavisi yapılamayan hastaları sevk ediyor, bu hastaların geri bildirilen muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendiriyor. Gerektiğinde kişiyi gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapıyor. Sevk evrakı, reçete gibi belgeleri yazabiliyor. Ayrıca evlilik, okul, işe giriş gibi durumlarda sağlık raporu aile hekiminden alınıyor.

Sistem aynı zamanda kişiye hekimseçme hakkı tanıyor. Kişiler isterlerse aile hekimini seçip değiştirebiliyor. Ancak kendi seçtiği aile hekimini üç aydan önce değiştiremiyor.Aile hekimi; uzman, pratisyen hekim veya aile hekimi uzmanı olabiliyor. Ülkemizde aile hekimliği uzmanlık eğitimi 3 yıl. 9 ay iç hastalıkları, 9 ay çocuk sağlığı ve hastalıkları, 8 ay kadın hastalıkları ve doğum, 6 ay cerrahi ağırlıklı acil ve 4 ay psikiyatri rotasyonlarından oluşuyor.

Aile hekimliğini tercih eden doktorlar kamudan ayrılarak sözleşmeliye geçiyor. Ancak özlük haklarını kaybetmiyorlar. Bakanlık, yeniden kamuya dönme imkânını tanıyor. Başvuru sırasına göre hekimlerle ilk yıllarda 1 yıllık sözleşme imzalanmıştı. Ancak bu süre 2 yıla çıkarıldı. Bir aile hekimi 6 aylık süre içinde bin hasta rakamına ulaşmazsa sözleşmesi iptal ediliyor. Yerine, aynı bölgede aile hekimliği görevini yürütmek üzere sırada bekleyen hekim atanıyor. Atamalarda öncelik, aile hekimi uzmanlarına tanınıyor. Sonra ise kıdem ve hizmet puanlarına göre pratisyen hekimlere… Eğer o ilde yeterli sağlık personeli yoksa özel sektörde çalışanlar da aile hekimliği sistemine geçebiliyor. Aile hekimlerinin yanında ana sağlığı elemanları (ASE), yani ebe, hemşire, sağlık memuru ya da acil tıp teknisyenlerinden biri bulunuyor. Aile hekimleri isterlerse bakanlığın kendilerine verdiği ödenekle eleman çalıştırabiliyor.Aile hekimleri merkezlerde şeker, kolesterol ölçümü, böbrek fonksiyon testleri, hormon, kanda gebelik testi gibi tam kan tetkiki yapabiliyor. Acil durumlardaki hastalara bakabiliyor, eğer herhangi bir komplikasyon varsa hastaneye sevk edebiliyorlar.

SORUN, HEKİM SAYISININ AZLIĞI

Türkiye’de şimdilik görev yapan aile hekimi sayısı 21 bin 183. Bu da şu anlama geliyor: “3 bin 500 hastaya bir aile hekimi düşüyor!” Bir aile hekimi günde 30-50 arasında hastaya bakıyor. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Doç. Dr. Turan Buzgan, sistemde yaşanan sıkıntıların en önemli sebebi olarak hekim yetersizliğini görüyor. Daha önce sağlık ocaklarında 5 bin kişiye bir hastanın düştüğünü hatırlatan Buzgan, hekim sayısı arttıkça sıkıntının aşılacağı kanaatinde: “Türkiye’de yeni uygulandığı için sistem henüz çok yeni. Biz hekimlere bütün hastalarına ulaşmalarını, ev ziyaretleri yapmalarını, telefonla aramalarını söylüyoruz. Dolayısıyla bu bir süreç. 3 bin 500 hastayla hemen tanışmak kolay değil. Vatandaşın da aile hekimine alışması gerek. Zaman ilerledikçe hasta ile hekim birbirini tanıyor, aralarında güven artıyor. Hasta ilk etapta aile hekimini tercih ederse, aile hekimi hastasına danışmanlık hizmeti verebiliyor, onu yönlendirebiliyor, gerekirse onun adına randevu alabiliyor.”

Hekim sayısındaki yetersizlik, nüfusun en kalabalık olduğu ilde, yani İstanbul’da sıkıntıya neden oluyor. Sağlık ocağı sayısının azlığı ve kişilerin doğrudan devlet ve üniversite hastanelerine veya özel hastaneye gitme alışkanlığının yaygın olması, bu sıkıntının başlıca sebebi. Buzgan, ASM sayısı arttıkça sıkıntının azalacağını belirtiyor: “İstanbul’da sağlık ocağı 400’dü. Biz bunu 850’ye çıkardık. Sayı arttıkça bu problem de ortadan kalkacak.”

PATRON MUYUZ, ÇALIŞAN MI?

Sağlık ocakları ASM’ye dönüştürülmüş ve buralar doktorlara zimmetlenmiş. ASM’ler kamu kuruluşu sayılmadığı için kirası, elektriği, suyu, yani tüm sabit giderleri görevli doktorlardan soruluyor. Bakanlık, aile hekimlerine maaşlarının haricinde cari gider hizmet ödeneği veriyor. Doktorlar bütün giderlerini buradan karşılıyor. Bazı merkezlerde doktorlar içlerinden birini merkezin sorumlu hekimi olarak seçiyor. Seçtikleri kişi tüm abonelikleri üzerine alarak fatura tahsilatı ve merkezin giderleriyle ilgileniyor. Kimi aile hekimi bunu bir avantaj olarak kabul edip ‘Kendi işimizin patronu olduk’ şeklinde yorumlasa da bu durum kimileri için ciddi bir sıkıntı anlamına geliyor. Ankara Sincan Akıncılar Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan Dr. Fatih Eroğlu, beş aydır aile hekimi olarak hizmet veriyor. Şimdilik 3 bin 700 hastası var. Sistem Ankara’da yeni hayata geçtiği için hastalarının tamamıyla tanışmamış. Eroğlu, aynı zamanda ASM’nin sorumlu hekimi. Vaktinin çoğunu abonelik ve fatura işlerine ayırdığını söyleyen Eroğlu, yaşadığı sıkıntıyı şöyle dile getiriyor: “Aslında sisteme geçilmeden bunların Sağlık Bakanlığı tarafından halledilmesi gerekiyordu. Vaktimin çoğunu abonelikleri üzerime almaya harcadım. Hastalara hizmet mi vereceğiz, yoksa burayla mı ilgileneceğiz? Buralar kamu kuruluşu olarak görünmüyor. Ticarethane şeklinde fatura geliyor. Kamu kurumu olsa faturada ayrı bir tarife uygulanacak. Kira artışı ya da herhangi bir durumda dükkân sahibi hep bizimle muhatap oluyor. Bu durum hâliyle verimi düşürüyor.”

Aile hekimliği sisteminde sık sık tartışılan bir konu da doktorların aldığı ücretler. Maaşlar hasta sayısına, cari hizmet ödeneği de illere göre farklılık gösteriyor. Ortalama 3 bin 500 hastaya bakan bir aile hekiminin sabit maaşı 4 bin 500 lira. Hasta sayısı 3 bin 500’ün altına düşerse maaş da düşüyor, 4 bine yükselirse maaş da yükseliyor. Aile hekiminin hasta sayısı binin altına düşerse sözleşmesi feshediliyor. Hasta sayısı arttıkça maaşların artması doktorlar arasında rekabeti de getiriyor. Dr. Eroğlu, “4 binin üzerine çıkanlar var. Bu durum hiç sağlıklı değil.” diyerek özetliyor durumu. Ayrıca kişi aile hekimliği uzmanlık eğitimi almışsa diğerlerine göre 600 lira daha fazla maaş alıyor. Hekimlere ödenen cari hizmet ödeneği ise 2 bin 750 lira civarında. Ancak bu da illere göre değişiyor. Örneğin Hakkâri’de görev yapan bir aile hekimi, diğer illerdekilere göre daha fazla maaş alıyor. Fakat Hakkâri’deki hayat şartlarının daha ucuz olması dikkate alınarak cari hizmet ödeneği daha az veriliyor. İstanbul-Ankara gibi büyük şehirlerde ise cari hizmet ödenekleri daha fazla. Yeni çıkan yönetmelikle birlikte aile hekimlerine verilen cari hizmet ödeneği, aile sağlığı merkezlerinin bulunduğu sınıfa göre de farklılık gösterecek. A, B, C, D ve E şeklinde kategorilere ayrılan merkezlerden A sınıfında hizmet veren merkeze 2 bin 700 TL’lik ödeneğin tamamı verilirken, diğer sınıflar için ödenek peyderpey azaltılacak. E sınıfı, söz konusu ödeneğin yarısını alacak.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Doç. Dr. Turan Buzgan, merkezler sınıf atladıkça ödeneklerinin de yüzde 15-20 oranında artırılacağını belirtiyor. Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Selçuk Atalay ise bu durumu esnaf tipi hekimliğe benzeterek eleştiriyor: “Ticari bir yapı oluşacak. Örneğin ultrasonu olan ve muayene odası 14 metrekareden büyük bir aile hekimi devletten daha çok ödeme alacak. Vatandaş da hekim gibi sınıflara ayrılacak, bölgesindeki aile hekiminin standartlarına göre hizmet alabilecek.”Bakanlık, ASM’lerin olmadığı yerlerde, hekimlerin görev yapacakları mekânları kendilerinin bulmalarını istiyor. Doğalgazı, suyu, elektriği bağlanmayan yerler kiralandığında hem hekim hem de vatandaş açısından sıkıntı çıkıyor. Hekimlerin mekân sıkıntısına işaret eden Selçuk Atalay, “Ankara’da 100 küsur hekimin, yerleştirildiği yerde hizmet vereceği bir mekân yok. Bu kişilere ‘Kendinize uygun yerler bulun, kiralayın’ denmiş. Ama bunlar hekim, esnaf değil ki… Bir de uyulması gereken standartlar var. Oysa devlet sağlık ocaklarında daha önce bunların tümünü karşılamış da değil. Yani âdeta hekime ‘Ben yapamadım, sen yap’ deniyor.”

Hekimler açısından bazı sıkıntılar yaşansa da vatandaş şimdilik aile hekimliğinden memnun. Ücretsiz olması, çoğu kan tetkikinin yapılması, ailecek aynı hekime muayene olunması kişilere cazip geliyor. Bakanlığın yaptığı araştırma da bu yönde. Sağlık ocaklarında yüzde 60 olan memnuniyet, aile hekimliğiyle yüzde 80’e çıkmış. Doç. Dr. Buzgan, 2023’e kadar 2 bin vatandaşa bir aile hekimi hedeflediklerini söylüyor: “Tıp fakültelerinin öğrenci kontenjanları artırılmakla birlikte, mezuniyete yansıması için 4-5 yıla ihtiyaç var. Ayrıca aile hekimliği uzmanlık kontenjanları da artırıldı. Nihai hedefimiz, 2023 yılına kadar 2 bin vatandaşımıza bir aile hekimliği uzmanı.”

Sorularla aile hekimliği

-Aile hekimliği uygulamasının amacı nedir?

Kişiye yönelik koruyucu hekimlik hizmetleri ile ayakta ve evde hasta tedavisi hizmetlerinin yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapılmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak verilmesidir.

-Aile hekimi bize hangi hizmetleri sunacak?

Aile hekimi, anne karnındaki bebekten en yaşlısına kadar aile fertlerinizin tüm sağlık problemlerinden sorumludur. İhtiyaç duyduğunuzda ilk başvuracağınız hekimdir.

-Aile hekimine nasıl başvuracağım?

Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için aile hekimine kayıt olması gerekli. Kişilerin aile hekimlerine kaydı başlangıç aşamasında il sağlık müdürlükleri tarafından kişilerin oturdukları bölge göz önünde bulundurularak yapılır. Kişiler isterlerse aile hekimini serbestçe değiştirme hakkına sahip.

-Aile hekimine hasta ne kadar ücret ödeyecek?

Muayene, aşılama, enjeksiyon, pansuman, birinci basamakta yapılan tahlil ve film hizmetleri tamamıyla ücretsizdir. Bu işlemler için herhangi bir sosyal güvence aranmamaktadır. Yazılan reçeteler ise kişilerin sosyal güvencesinin durumuna göre ödenmektedir.

-Aile hekimime gitmeden hastaneye gidebilir miyim?

Bu konuda herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Ancak aile hekimine başvurduğunuz zaman herhangi bir hasta katılım payı ödemeniz gerekmezken, hastanelere başvurduğunuzda belli bir miktar hasta katılım payı ödemeniz gerekir.

-Aile hekimi hangi saatler arasında çalışacak?

Aile hekiminin çalışma süresi haftalık 40 saat. Mesai saatleri ve günleri çalışma yerinin koşulları dikkate alınarak bölgedeki kişilerin ihtiyaçlarına uygun olarak aile hekimi tarafından belirlenir ve ilan edilir.

-Karı-koca çalışmaktayız. Çocuğuma annem kendi evinde bakıyor. Annem gerek duyduğu zaman çocuğumu kendi aile hekimine götürebilecek mi?

İsterseniz siz ayrı, eşiniz ayrı ve çocuğunuz ayrı bir aile hekimine kayıt olabilir. Tüm aile tek hekime kayıt yaptırmak mecburiyetinde değil. Anneniz de çocuğu kendi hekimine kayıt ettirmeksizin misafir olarak muayene ettirebilir.

-Aile hekimimi nasıl öğrenebilirim?

Hekim yerleştirmeleri yapıldıktan sonra Sağlık Bakanlığı’nın internet sitesindeki ‘Aile Hekimim Kim?’ linkine TC kimlik numaranızı girerek hekiminizi ve çalıştığı aile sağlığı merkezini kolayca öğrenebilirsiniz.. Ayrıca uygulamadan hemen önce sağlık ocakları, uygulamaya geçildikten sonra aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezleri, il sağlık müdürlüğü ve muhtarlıklar bu konuda sizlere yardımcı olacaktır.

-Aile hekimimi nasıl değiştirebilirim?

Kişiler isterlerse aile hekimlerini serbestçe değiştirme hakkına sahip. Bunun için bir form doldurmanız ve seçtiğiniz hekimin onay vermesi yeterli. Ancak kendi talebinizle seçtiğiniz aile hekiminizi 3 aydan önce değiştiremezsiniz. Başka bir ilçeye taşındığınızda bu durumu aile hekiminize bildirmelisiniz ve hekiminizden alacağınız formlarla yeni taşındığınız bölgedeki aile hekiminizi seçerek kayıt yaptırmalısınız. Kayıtlarınızın ilçeler arası aktarımında toplum sağlığı merkezleri size yardımcı olacak.

-Herkes aynı hekimi tercih ederse bu kadar çok kişiye aynı hekim nasıl bakacak?

Aile hekiminin kaydedebileceği kişi sayısı en fazla 4 bin. Bu sayının üzerinde kayıt yapılamayacak.

-Toplum sağlığı merkezi nedir?

Bölgesinde yaşayan kişilerin ve toplumun sağlık hizmetlerini organize eden, toplumun koruyucu hekimlik hizmetlerini sunan, idari hizmetler ile sağlık eğitimi ve denetim faaliyetlerini yürüten sağlık merkezleridir.

-Herhangi bir aile hekiminde kaydım yok. Ne yapmalıyım?

Eğer herhangi bir hekimde kaydınız yok ise ikamet ettiğiniz bölgeye hizmet veren aile sağlığı merkezine başvurup istediğiniz hekime kaydınızı yaptırmalısınız. Kayıt için sadece TC kimlik numaranız yeterlidir.

-Seyahatte rahatsızlandığımda ne yapacağım?

En yakın yerdeki bir aile hekiminden veya toplum sağlığı merkezinden ziyaretçi kaydı ile sağlık hizmeti alabilirsiniz. Bu durumda sizden ve ailenizden ücret talep edilmeyecektir.

-İkameti başka yerde olan öğrenciler ne yapacak?

Öncelikle herhangi bir aile hekimine kaydınızın olup olmadığını öğrenmelisiniz. Eğer kaydınız yoksa öğrenim süreci boyunca uzunca bir zaman ailenizin yanında olmadığınız için eğitim gördüğünüz bölgeye en yakın aile hekimine kayıt olmanız en doğrusu. Ancak kısa süreli ikamet ediyorsanız adresinizin bağlı bulunduğu aile hekimine ziyaretçi olarak muayene olabilirsiniz. Bir diğer seçenek ise bağlı bulunduğunuz ilçe toplum sağlığı merkezine başvurmanız ve bu birim vasıtasıyla gerekli tıbbi yardımı aldıktan sonra ikamet yerinize uygun aile sağlığı merkezine kayıt için yönlendirilmeniz.

-Aile hekimine her türlü sağlık sorunumu danışabilir miyim?

Aile hekiminize aile planlamasından çocuk bakımına, aşı uygulamalarından sağlıklı beslenmeye ve bulaşıcı hastalıklara kadar yardım almak ve danışmak istediğiniz her konuda başvurabilirsiniz.

-İş yerleri ile ilgili kimden hizmet alacağız?

Tüm iş yerlerinin, gayrısıhhi müesseselerin, ağır ve tehlikeli iş yapan iş yerlerinin kaydı, muayene ve tetkikleri iş yeri hekimi ile birlikte toplum sağlığı merkezi tarafından yapılır.

-Okul aşılarını kim yapacak?

Okul aşıları toplum sağlığı merkezi tarafından yapılır. Ayrıca okulların sağlık açısından rutin izlemi gerekiyorsa eğitimi toplum sağlığı merkezi tarafından yapılır.

-Aile hekimim izinli ya da hasta olunca ne yapacağım?

Aile hekiminiz, uzun süre yerinde olmadığında yerine kimin hizmet vereceğini size bildirecektir. Eğer aile hekiminiz grup hâlinde diğer hekimlerle birlikte çalışıyorsa onlardan biri size yardımcı olacaktır.

-Aile hekiminin bulunduğu sağlık kuruluşunda tahlil ve röntgen yoksa bunları nerede yaptıracağım?

Aile hekiminizin uygun gördüğü tetkikleri il sağlık müdürlüğünün uygun gördüğü resmî sağlık kuruluşunda yaptırabileceksiniz.

-Sürekli kullandığım ilaçları aile hekimi yazabilecek mi?

Raporlu ilaçlarınız aile hekiminiz tarafından yazılacaktır. Ancak rapor süreniz sona erdiğinde aile hekiminizin de önerilerini dikkate alarak hastaneden raporunuzu yeniletmelisiniz. Aile hekiminizin reçete ettiği ilaçları eczanelerden daha önceden temin ettiğiniz gibi temin edebileceksiniz.

-Yaşlı ve yatalak hastalar ne yapacak?

Doktorunuz sizi evinizde ziyaret edip durumunuzu değerlendirdikten sonra karar verecek, ihtiyacınız hâlinde sizi evde ziyaret ederek muayenenizi yapacaktır.

Siz olsanız kızınızı ona verir misiniz?

Birçok problemle uğraşan aile hekimleri, uygulama içinde, bakmakla yükümlü oldukları ailelerle bütünleşmeyi büyük oranda başarmış ve aileden biri konumuna gelmiş. Özellikle uygulamanın birkaç yıldır devam ettiği illerde hekim-hasta ilişkilerinde ilginç hikâyeler yaşanmaya başlamış. Dr. Hasan Eraydın, bu tür bir hikâyenin şahidi. Kendisi Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı. Ayrıca Trabzon Boztepe Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olarak görev yapıyor. Eraydın, Trabzon’da bir yılda yaşadıklarından ikisini bizimle paylaşıyor. İlki: “Hastalarımdan biri yüzünde gülümsemeyle odama girdi ve çok özel bir konuyu konuşmak için geldiğini söyledi. Merakla ne olduğunu sorunca, kızını birisinin istediğini, isteyen delikanlının da bana kayıtlı biri olduğunu söyledi. Sonra da “Artık ailemizin doktorusunuz ve aileden birisiniz. Adını söylediğim delikanlının bulaşıcı bir hastalığı var mı? Siz olsanız benim kızı ona verir misiniz?’’ diye sordu.

Dr. Eraydın, duruma hem şaşırır hem de sevinir. Hastalarıyla çok özel konuları konuşamayacağını, ancak tanıdığı delikanlıya referans olacağını söyler. Tabii sonrasında gerekenler yapılır. Düğün dernek kurulur ve geçen haftalarda genç çift dünya evine girer.Şimdi de ikinci hikâye: “Bir gün polikliniğe orta yaşta erkek bir hastam geldi. Daha önce birkaç defa daha gelmişti ve dikkatimi çeken bir yüz ifadesi vardı. Her gelişte şikâyeti ‘çok sinirli olması ve ailesini bu nedenle üzmesi’ idi. Aile hekimliğinden önce birçok psikiyatra gitmiş ve pek bir fayda görmemiş. Ben her ziyaretinin sonunda ‘Bana söylemek istediğin başka bir şey var mı?’ diye sorup kendisine ilaç yazmayarak görüşmeyi bitiriyordum. En son geldiğinde artık kararlı bir yüz ifadesi vardı ve beklemediğim bir anda bana dönerek ‘Doktorum sen artık aileden birisin ve her gelişimde senin yanından rahatlayarak ayrıldım. Eve gidişte evdekiler bana ‘Sana ne oldu!’ diye şaşırarak soruyorlardı. Ben de aileden biri ile görüştüm diyerek geçiştiriyordum. Zamanla size güven duydum, bu nedenle itiraf ediyorum, daha önce hiç kimseye, aileme ve gittiğim doktorlara bile söylemediğim bir şeyi size söylemek istiyorum. Maalesef ben madde bağımlısıyım, bana ancak siz yardım edebilirsiniz!’’ Dr. Eraydın, biraz şaşkın biraz da düşünceli bir ifadeyle kendisine yardım edeceğini söyler. Hasan Bey’in hastasıyla kısa zamanda kurdukları ilişki ve hastanın aldığı psikolojik destek sonuç verir. Hasta, maddeden kurtulmuştur: “Artık hastam madde kullanmıyor ve hiç sinirli değil, ilaç dahi kullanmıyor. Arada bir uğrayıp hâl hatır soruyor ve ‘İnsanın bir sahibinin olması ne güzel bir şey’ diyor. Sonra da ‘Ben Rizeliyim ama fanatik Trabzonsporluyum. Maddeden kurtulduk fakat bu Trabzonspor hastalığından herhâlde kurtulamayacağım doktorum!’ diye espri yapıp güler yüzle odadan ayrılıyor.”

Vatandaş açısından aile hekimliği

Sağlık kayıtlarının bütünlüğü ve dinamik bir şekilde güncellenebilmesi sağlandı. Kişilerin doğumdan itibaren sağlık kayıtlarının en güncel şekilde tutulabilmesine, kayıtlar doğrultusunda ihtiyaç duydukları sağlık hizmetini en doğru şekilde alabilmelerine imkân tanındı. Sağlık hizmeti alırken zaman ve iş kaybı asgariye indi. Vatandaşlar aile hekimlerinden randevuyla hizmet alabilmekte, aile hekiminin yönlendirmesiyle ihtiyaç duydukları 2. basamak sağlık hizmetine en kısa yoldan ulaşabilmekte. Sağlık hizmetlerine erişim ücretsiz hâle getirildi. Vatandaşların aile hekiminden hizmet alırken herhangi bir belge sunmaları gerekmiyor, katılım payı ödenmiyor. Aile hekimleri yılda en az bir defa hizmet verdikleri kişilere ulaşarak sağlık kayıtlarını güncellemek zorunda. Aile hekimine ulaşma zorluğu olan gruplara (cezaevi, huzurevi, çocuk bakımevleri vb.) periyodik aralıklarla yerinde sağlık hizmeti veriliyor. Hekime ulaşmakta sıkıntı çekilen kırsal bölgelere periyodik aralıklarla gezici sağlık hizmeti veriliyor. Bu ziyaret sırasında aşı zamanı gelmiş bebekler aşılanmakta, gebe-lohusa ve bebeklerin takibi yapılmakta, bölgenin sağlık sorunları değerlendirilmekte, gerekli eğitimler verilmekte ve ihtiyacı olan vatandaşların tanı ve tedavileri sağlanmakta. Yatalak olup evde bakım alması gereken kişilere verilecek sağlık hizmeti aile hekimleri tarafından koordine edilmekte. Tam süreli çalışma ve birinci basamakta daha fazla hekim çalışması sebebiyle hastalara daha fazla zaman ayrılması mümkün olmakta. Uygulama ile birinci basamakta daha fazla hasta bakılması ve hastane yığılmalarının önlenmesi hedeflenmekte.

Türkiye’nin kendi modeli

Türkiye’de ilk aile hekimliği ana bilim dalı, 1984’te Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kurulur. Yaklaşık bir yıl sonra da İstanbul, Ankara ve İzmir’deki eğitim hastanelerinde uzmanlık eğitimi verilmeye başlanır. Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kararı ile 1993’te 47 tıp fakültesinde 21 aile hekimliği ana bilim dalı kurulur. Aile hekimliği sistemi Avrupa’nın birçok ülkesinde uygulandığı için Sağlık Bakanlığı yetkilileri, sistemi Türkiye’de yaymak amacıyla çeşitli incelemeler yapar. Hiçbir ülkenin projesinin aynı olmadığı ve her ülkenin kendine ait aile hekimliği sistemi oluşturduğu ortaya çıkınca Türkiye de kendi modelini uygulamak için kolları sıvar. Bu anlamda aile hekimliği başka ülkeleri model alarak değil, ‘Türkiye modeli’ olarak uygulama imkânı bulur. Aile hekimliği ilk kez 2004’te Düzce’de uygulanır. Ankara’ya yakınlığı, küçük ölçekli bir il olması, depremden sonra yeniden yapılandırılmaya geçilmesi ve nüfusunun kontrol edilebilir seviyede olması, uygulamanın burada başlamasının gerekçeleridir. Ayrıca Düzce İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu işe gönüllü olmasıyla Düzce pilot il olur. İki yıllık bir hazırlık aşamasından sonra ilk etapta Düzce nüfusu tespit edilir. Bunlar bilgisayar sistemine girilerek nüfusun profili ortaya çıkarılır. İlde bulunan 31 sağlık ocağı ASM’ye dönüştürülür. Gerekli donanımlar oluşturulduktan sonra aile hekimleri onar günlük eğitim seminerine alınır ve uygulama başlar. Düzce’nin ardından sırasıyla Eskişehir, Bolu, Adıyaman, Denizli, Gümüşhane, Elazığ derken bugün tüm Türkiye aile hekimliği sistemine geçti.

Ne zaman başladı?

ABD’de ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde 70 yıldan bu yana uygulanıyor. İlk olarak İngiltere’de kurulan Royal College Of General Practitioners (Kraliyet Genel Pratisyenlik Okulu) 1965’te genel pratisyenlik veya aile hekimliğinin ayrı bir uzmanlık dalı olarak tanınmasını sağlamış. 1966’da Amerika’da birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda yeni bir uzmanlık kavramından söz edilmeye başlayarak 1969’da aile hekimliği ABD’de resmen kabul edilmiş. ABD’de tıp fakültelerinden mezun olan öğrencilerin yüzde 11-13’ü aile hekimliği uzmanlığını tercih etmiş. Yüzden fazla üniversitede de aile hekimliği ana bilim dalı açılarak uygulanmaya başlamış. Avrupa’da aile hekimliği ayrı bir uzmanlık dalı olarak gelişimini sürdürmüş ve Almanya’da tıp fakültelerinde de aile hekimliği ana bilim dalları kurulmuş. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1978’de ‘2000 yılında herkese sağlık’ projesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemini vurgulamış ve bu hizmetin aile hekimleri tarafından uygulanmasını öngörmüş. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu kararından sonra ‘aile hekimliği uzmanlığı’ giderek artmaya başlamış.

Aile hekimliği ile ilgili sorunlar

Hekim eksikliği. Aile hekimliğinin yeterince tanıtılmaması. Hekim-hasta iletişiminin yetersizliği. Denetimin yaygınlaştırılmaması. Gezici sağlık hizmetinin geliştirilememesi. Aile sağlığı elemanlarının sözleşme oranlarının artırılmaması. Aile Hekimliği Bilgi Sistemi’nin (AHBS) geliştirilememesi. Aile hekimliği uzmanlık eğitiminin yetersizliği.

Dr. Eriş Bilaloğlu: Etik ve benzeri sıkıntılar artmaya aday

Ocak 2011 itibarıyla aile hekimi olarak istihdam edilmiş pratisyen hekim sayısı 22 bin civarında olacak. Toplum sağlığı merkezlerinde çalışanları da eklersek, 25 bin hekim aile hekimliği sistemi içinde görev yapacak ve bunların 22 bini sözleşmeli statüye geçmiş olacak. Bu çok ciddi bir değişiklik. Birinci basamakta görev yapan hekimlerin üçte ikisinden fazlası artık sözleşmeli statüde istihdam edilmiş olacak. Hekimlerin önemli bir kısmı kendini eskiye göre iş yükünün çok arttığı bir çalışma ortamında bulacak. Ayrıca, elektrik ve su parasını düşündükleri muayenehanelerinde kendi işlerinin patronu olacaklar. Mesleğin içinde bulunduğu etik ve benzeri sıkıntılar dün neyse, böyle bir sistemle bugün daha da artmaya aday.Aslında ücretler yüksek değil; ama eşit olmayan bir ücretlendirme sistemi var. Bir kurumda çalışan pratisyen hekimle, aile hekimliğini seçmiş bir pratisyen hekim arasında ücret farkı bulunuyor. Biz, hekimlerin hak ettiği ücretlerin, hem de güvenceli olarak, bu rakamlar olması gerektiğini düşünüyoruz. Verilen bu ücretlerin sürdürülüp sürdürülemeyeceği noktasına gelince, bunun cevabını biz değil, Sağlık Bakanlığı veriyor. Bakanlık, hekimlere vermeyi düşündüğü ücretin 3 bin, en fazla 4 bin lira olacağını dile getiriyor.

Şimdi verilen yüksek ücretlerin sürmeyeceğini herkes biliyor. Aile hekimlerine verilen ücretlerin 3 bin-3 bin 500 lira gibi bir rakam üzerine oturtulacağını düşünüyorum. Ancak bu da emekliliğe yansımayacaktır. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok. Daha kötüsü, aile hekimliğinde bir sınıflama da var. Bir çalışmaya göre Edirne’deki ASM’lerin yüzde 60’ı hiçbir sınıflamaya girmiyor. Çünkü belirtilen nitelikleri tutturabilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla aile hekimleri bu imkânlara kavuşabilmek için buralara yatırım yapmak zorunda kalacaklar. Aile hekimlerine verilen ücretlerin çokluğunu tartışmak yerine, verilen ücretlerin geçerliliğini tartışmak lazım.

Dr. Hasan Eraydın: Sistem ilaç israfını azaltıyor

Aile hekimliğinde mecburi hizmet yok. Bu nedenle şu anda aile hekimi olarak görev yapan doktorların bir ilden başka bir ile tayini söz konusu değil. Mevzuatta da böyle bir şey yok. Ancak aile hekimi uzmanlarının diğer uzmanlar gibi mecburi bir hizmeti var. Aile hekimliği uygulamasıyla meydana gelecek doktor açığının giderilmesi için İstanbul gibi sıkıntı yaşanan büyükşehirler de mecburi hizmet bölgesi sayılacak. Ayrıca sistem, ilaç israfı getirmiyor. Bilakis daha da azaltıyor. Uygulamayla ilaç geri dönüşümü de hızlandı. Hastalar kullanmadıkları ilaçları aile hekimlerine getiriyor.

NURSEL DİLEK

Aksiyon Dergisi Sayı: 839

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat