Hırslarımız Eğitilebilir

Efendimiz, “Ademoğlu ihtiyarlar fakat şu iki şey onunla beraber gençleşir ve kalır, bunlar dünya hırsı ve uzun yaşama duygusudur” der. Efendimiz bu sözüyle, insanın dünya hayatına ve buradaki şatafata ne kadar meylettiğini ve istediği hayata ulaşabilmek için ne kadar da çok hırslandığını ifade eder ve bu konuda bizleri uyarır.

Kelile Dimme’de şöyle bir hikaye vardır: Vakti zamanında yoksul bir kadının çelimsiz bir kedisi varmış. Kadıncağız fakir olduğundan kedisine pek bir şey veremez, kedi evde ne bulduysa onunla yetinmeye çalışırmış. Günün birinde kedi bahçeye çıkmış ve etrafı seyretmeye başlamış. Derken, karşıda irice bir kedi görmüş. Bu kedi de, oldukça bakımlı ve güçlüymüş. Yaşlı kadının kedisini görünce yanına yaklaşmış ve onunla tanışmış, nerede yaşadığını sormuş. Yoksul kedi, yaşlı ve fakir bir kadının yanında yaşadığını burada karnını kıt kanaat doyurabildiğini belirtmiş. Bunun üzerine diğer kedi kasılarak “Ben bir padişahın bahçesinde yaşıyorum, orada bol yemek artıkları oluyor, karnımı tıka basa doyuruyorum” demiş ve “İstersen seni de oraya götüreyim” diye eklemiş. Kedicik birden ürpermiş, gözlerini açmış ve o envai çeşit yiyecekleri hatırlamış. Sonra “Tamam gidelim” demiş.

İki kedi padişahın bahçesine doğru yönelmişler. Bahçeye geldiklerinde yerdeki yemek artıkları dikkatlerini çekmiş ve hemen yemeye başlamışlar. Ama ne yazık ki, iki gün önce padişah bahçedeki kedilerin öldürülmesini emretmiş. Bu emre uyan görevliler, iki kediyi de oracıkta öldürmüşler…

Hikayeler, bazen uzun sürede anlatabileceğimiz bir olayı bir cümleyle ya da küçük bir misalle özetleyiverirler öyle değil mi?. Beydaba bu hikayede de, hırs ve doyumsuzluğun insanı götüreceği noktayı dikkate almıştır.Efendimiz, “Ademoğlu ihtiyarlar fakat şu iki şey onunla beraber gençleşir ve kalır, bunlar dünya hırsı ve uzun yaşama duygusudur” der. Efendimiz bu sözüyle, insanın dünya hayatına ve buradaki şatafata ne kadar meylettiğini ve istediği hayata ulaşabilmek için ne kadar da çok hırslandığını ifade eder ve bu konuda bizleri uyarır.

Aile içi eğitim

Yakınımızdakileri küçümsemeyelim

Bazı okurlarımız ” gerek çocuk eğitimi konusunda gerek İslami konularda ailemize bir şey anlatamıyoruz, bizi küçümsüyorlar, sözümüzün geçerliliği olmuyor” diyorlar ve bu konuda ne yapmaları gerektiğini soruyorlar. Bu tür sorunlarla zaman zaman hepimiz karşılaşmışızdır. Nedense insanoğlu, bilgi ve birikimleriyle ya da örnek hayatıyla faydalı olan kimseleri insanüstü varlıklar gibi görüyor ve bu insanları gözünde devleştiriyor. Bu durum insani ilişkilerimizde çeşitli yanılgılara sebebiyet veriyor. Mesela, düşüncelerinden faydalandığımız, ya da başarılarıyla örnek aldığımız kişilerle bizzat karşılaştığımızda düş kırıklığı yaşıyoruz ve hayalimizdeki kişiyle karşımızdaki arasında bir benzerlik bulmaya çalışıyoruz. Bunun sonucunda da, gözümüzde büyüttüğümüz kişiyi, sadece dış görünüşü itibariyle tahayyül ediyor, iç zenginliğini göremiyoruz.

Rivayet edilir ki, annesi bir gün, imam’ı Azam Ebu Hanife’nin feyzinden faziletinden ilminden övgüyle bahseden bir kadın topluluğuna misafir olmuş. Anne, oğluyla ilgili konuşulanlara şahit olunca şaşkın bir vaziyette ” yahu siz bizim bu sabitten mi bahsediyorsunuz ? demiş. Burada anne, sıradan bir insan gibi gördüğü oğlunun dışarıda, övgüyle söz edilmesine bir anlam veremiyor.Efendimiz, İslamın tebliğine başladığında Mekke’nin ileri gelenleri bizim ne eksiğimiz var, vahiy bize niye gelmedi de Abdullah’ın yetimine geldi diye çıkışmışlar ve efendimize tabi olmaktan kaçınmışlardı.Şu bir gerçek ki, insanlar gözlerinin önünde doğup büyüyen kişilerden büyük işler beklemiyorlar ve onları sıradan insanlar olarak görüyorlar. Fatihteki evimde yaşlı bir komşum vardı. Televizyonu açtığında ekranda görünen kişiye bakar ve başını çevirir, “bunun her şeyini bilirim ben, şuralarda gezerdi, bak şimdi adam olmuşta oralarda konuşuyor” derdi.

Yakınlarımızın ya da çevremizdeki insanların, ön yargıları ve bu çarpık düşünceleri ne yazık ki, okuyucumuzun da bahsettiği gibi yakınlarımızla aramızdaki bilgi alış verişini zayıflatıyor ve sözümüzün geçerliliğini zedeleyebiliyor. Bunun sonucunda ise, insanımız, uzağındakilere daha faydalı olurken aynı sonucu yakınındakilerden alamayabiliyor. Bir komşum vardı büyük kızı ilahıyat okumuş ve aynı zamanda kendini yetiştirmiş biriydi. Ama evin hanımı çocuğunu İslami eğitim alması için başka hocalara gönderiyordu. Bu konuda kızından niçin yardım almadığını sorduğumda da, ona güvenmediğini söylemişti. Anne aynı şekilde gözünün önünde büyüyen kızının başarılarını küçümsüyor ve onun bilgilerinden faydalanmayı kabul etmiyordu. İnsanların, her hangi bir dalda faydalı olan ve geniş kitlelere ulaşan kimseleri gözlerinde büyütmesinin bir nedeni de, olaya sadece somut olarak bakmalarıdır. Büyük adam deyince sanki fiziki olarak gösterişli, güçlü kuvvetli, kaslı bir adam geliyor aklımıza. Oysa burada ifade ettiğimiz büyük sözcüğü kişinin yaptığı işinin önemiyle ilgilidir. Bu tür sorunlardan kurtulmak için öncelikle insanları, kendimize yakınlığıyla, fiziki görüntüsüyle, bulunduğu çevreyle, yaşadığı mahalle ya da ırk, dil ve sosyal statüsüyle değil, yaptığı eylemleriyle değerlendirmeyi öğrenmeliyiz.

Ve bu insanları yemeyen içmeyen, insanüstü özellikler taşıyan varlıklar olarak görmekten vazgeçmeli, onların da bizler gibi insan olduğunu ancak büyük gayretleri neticesinde insanlara verebilecek değerler ürettiğini kabul etmeliyiz.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat