Cemaatler Çağdaş Dünyanın Gereği

PROF. DR. SEFA SAYGILI: Cemaatler Çağdaş Dünyanın Gereği

Medyada, kamuda dindar görünürlülük arttıkça beraberinde tartışmaları da getiriyor. Biz de bu tartışmaları dindarları yakından tanıyan Psikiyatr Sefa Saygılı ile konuştuk. Saygılı, dindarlarda büyük bir dünyevîleşme olduğunu söylüyor ve düşünce adamlarının bu konuda projeler üretmesini istiyor. Saygılı, cemaatlerinse bu dünyevîleşme karşısında büyük bir sığınak görevi gördüğünü belirtiyor.

Dindarların dünyevîleşmesi tartışılır oldu. Sizin bu tartışmalara bakış açınız nasıl?

Ruhsal olanla ilişkim 30 seneden fazla oldu. Dindarlardaki dünyevîleşmenin son on yılda giderek yoğunlaştığını görüyorum. Burada dindarların iktidar olmasının önemli bir payı var. 28 Şubat’ta dinin ve dindarların üzerine büyük baskılar yapılınca dünyevîleşme adeta bir çıkış yolu gibi oldu. Öyle olunca da ruhsal problemler beraberinde geldi.

Dünyevîleşme ile kaliteli hayatı birbirinden nasıl ayıracağız?

Sınır çizmek mümkün değil, ama dünyevîleşmede hedef zenginleşme isteği. Dünyevîleşme ibadetlerde zayıflamayı, dinî mekânlar dışındaki tarihî yerlere seyahati, çocukların tesettürüne dikkatsizliği, düğünlerde karışık oturmayı beraberinde getirdi. Bunları kınamak için değil, tesbit için söylüyorum. Artık toplumun farklı kesimlerinin birbirine yaklaştığını görüyorum. Dünyevî kesimin de dine karşı açık bir tutum almadıklarını görüyorum.

Dinî olmayan mekânları da gezmek dünyevîleşme anlamına mı gelir?

Dindar insanlar gelişmiş ülkeleri ve san’at eserlerini görmeye gittiler, orada hikmetli-ibretli geziler yapmaya da başladılar. Dünyevîleşmenin dindarları dar kalıplarından da çıkardığını söyleyebiliriz. Ufuk açıcı bir tarafı da oldu. Bu değişmelerde dindarların zenginleşmesinin de payı büyüktür.

Eskiden iki araba israf sayılırken bugün bir evde üç arabaya rastlayabiliyoruz. Aile bir arada oturduğunda İslâmâ ıstılâhlardan, hizmetlerden söz ederken bugün yeni açılan iş alanlarından, çok para kazanılacak uğraşlardan bahsediliyor. Eskiden kız çocukları erken yaşta evlendirilirken bugün evlilik yaşı toplumun ortalamasına yaklaşmış durumda. Kızlar öncede okula gönderilmezken bugün kız çocukları hayatın her alanında yer edinebiliyorlar. Önceden dindar gençler arasındaki arkadaşlıklar hoş karşılanmazken bugün bu tür ilişkilerin normalleştiğini gözlemliyoruz. Kısacası toplumda dindarlık yoğunluğunun azaldığını müşahede ediyoruz.

İletişim çağı insanların ortak kaynaklardan haber almasına sebep oluyor. Bir sinema filmi dünyanın bir çok yerinde farklı kültürlerden insanlar tarafından izleniyor. Kültürel bir ortaklığa doğru gidildiği doğru mu?

Dünya globalleşti. Ortak bir kültüre doğru gidişten nasıl kaçınılabilir, bu ne ölçüde mümkün bilemiyorum. Önceden geniş aile vardı, şimdi çekirdek aileye geçildi. Artık Müslüman ailelerde yaşlılara yer yok. Dünyada geçerli kültürün telkinini yapan televizyon hepimizin evine girdi. Bu kültürden çıkmak isteyen insanlar dışlanıyorlar. Bu şartlarda eskisi gibi kendini muhafaza etmek zorlaştı. Ancak elimizden geldiği ölçüde direnmek ve kendi kültürümüzü yaşatmak gerek. Onun içinde bir takım fikir adamlarının bu konular üzerine kafa yorması gerekir. Bu konularda geniş araştırmalar yapılmalı.

28 Şubat’ın da dünyevîleşme üzerinde etkisi olduğunu söylediniz. Dindarlar ne türden bir operasyona maruz kaldı?

Öncelikli olarak başörtüsünü düşman ilân ettiler. Yükselecek memurların eşleri başlarını açmak zorunda kaldı. Lise öğrencilerine büyük darbe indirdiler. Gelişmekte olan zihinleri, kız çocuklarının hassas yapılarını dikkate almaksızın çocuklar üzerinde oyunlar oynadılar. O nesil büyük bir işkence ve eziyet yaşadı. Başlarını açmak zorunda kalanlar kendilerini iki yüzlü gibi hissettiler. Memleketim Hatay’da pazardaki yaşlı kadınlar başlarını açmak zorunda bırakıldı.

Pazardaki yaşlı kadınlar derken?

Hatay’da askeriye, pazardan alış veriş yaparken cumhuriyet ve laiklik ilkelerine aykırı olanlardan alış veriş yapılmaması için talimat vermiş. O nedenle de meyve sebze satan başörtülü köylü kadınlardan bile alış veriş yapılmıyordu. Bu nedenle bazı yaşlı kadınlar bile başlarını açmak zorunda kalmışlardır. Tüm bu yaşananlar kişilikler üzerinde kırılma noktaları meydana getirdi, maalesef bir süre sonra bunlara alışıldı.

Kırılmanın geri döndürülmesi mümkün değil mi?

Geri dönüşü olmayacak diyemeyiz, ancak bu tür davranışlara alışmaya neden oldu.

28 Şubat’ta birinci hedef dindar kadınlar oldu diyebilir miyiz?

Operasyon daha çok kadınlar ve kızlar üzerinden yürütüldü. Erkeklerse kenarda kaldılar. Erkekler görüntüleri itibariyle ortama uyum sağlayabiliyorlar, ancak başörtüsü bazılarının göz zevkini bozabiliyor. Toplumlar kadınlar üzerine kalkınır ve kadınlar üzerine batar. Bunun da kadınların hedef alınmasında etkisi büyüktür.

Eşlerinin başı açılan erkeklerin ruhu da yara almış olamaz mı?

Erkekler de etkilendiler, ama bayanlar kadar değil. Hakaret edilen, aşağılanan bayanlar oldu.

Konuşmamızın başında dindarların iktidar olmasının dünyevîleşmeyi hızlandırdığını söylediniz. Buna sebep olan ne?

Dindarlar iktidar olunca yönetmeye başladılar ve zenginleştiler. Bu da sekülerleşmenin zeminini hazırladı. İş yerinde hanım çalıştırmayan, çalıştırıyorsa bile tesettürlü ve ayrı bir mekânda çalıştıran dindar girişimciler şimdi ise tesettürsüz hanımları çalıştırıyorlar.

Hatta dindar kurumların kiminde görünürlülüğü yüksek mevkilere tesettürlü kadınları yerleştirmiyorlarmış?

Sisteme biz dindar değiliz, havası vermek için tesettürsüz hanımlar çalıştırılıyor. Boğaziçi Üniversitesini dereceyle bitirmiş başörtülü bir kız İslâmî finans kurumlarından birine iş başvurusu yapıyor. Kendisine teklif edilen ücret kendisiyle aynı kademedeki diğer finans çalışanlarının maaşının üçte biri. Kız bu durumu finans yöneticisine söylüyor. Aldığı cevap “Siz diğer bankalarda çalışamazsınız, ancak bizim bankamızda çalışabilirsiniz” olur. Bu açıdan bakıldığında kızlar bazı İslâmî olduğu söylenen kurumlar tarafından sömürülüyor.

Bu dünyevîleşmeden dindarların “aile hayatı” nasıl etkileniyor?

Ailede kişilerin giderek bireyselleştiğini, ailenin bütünleştirici etkisinin giderek azaldığını müşahede ediyorum. Halbuki aile bir sığınaktır. Dindar ailede sevgi, saygı, şefkatin ağır basması gerekir, halbuki bugün aile fertlerinin hepsi ayrı telden çalabiliyor. Birlik yok. Dindar ailelerde boşanma oranının arttığını da görüyorum. Bunda İslâmî eğitimin yeterli olmamasının büyük payı var. Bugün herkes seküler eğitim görüyor. Bugün dindar bir genç kız evleneceği erkekten elektrik alamadığını söylüyor. “Aile yapılarınız birbirine uymuyor anlaşabilecek misiniz?” diye sorduğumda ise “Anlaşamazsak ayrılırız” diyebiliyor. Gençlerde aile kutsallığının dejenere olduğunu görüyorum. Eskiden insanlar “Birlikte yaşlanmak, ahirette birlikte olmak” için evlenirlerdi. Tabi bahsettiğimiz olumsuzlukları toplumun geneliymiş gibi okumak yanlış olur…

Aile içi iletişimde de büyük bir bozulma var, öyle değil mi?

Önemli bir noktaya değindiniz. Artık ailenin arasındaki muhabbetin azaldığını görüyoruz. Aile etkileşim kaynağı olmaktan çıkmış durumda. Aile fertlerinin tümünün birlikte olduğu sofra başı sohbetleri artık çok zor oluyor.

Sohbet etseniz bile insanlara dinî terimlerle konuşmaya başladığınızda sıkılmaya başlıyorlar. Bunun sebebi nedir?

İnsanlar bu tür konuşmaları hayatlarına müdahale olarak kabul ediyorlar. Belli bir referansa göre değil de “kafalarına göre” yaşamak istiyorlar. Böyle bir durumda bir evde birkaç televizyon olabiliyor. Bir kaç bilgisayar olabiliyor. Aile fertleri bu bilgisayarlardan farklı dünyalara açılabiliyorlar. Hiç tanımadıkları insanlarla iletişime geçebiliyorlar. Sanal olarak hiç emek sarf etmeden arkadaşlıklar kurabiliyorlar.

Böyle bir dünyada cemaatlerin ne gibi anlamı var?

Yaşadığımız dünyada cemaatler insanlar için kale görevi görüyorlar. İnsanları aldatıcı, sun’î, sanal etkilerden koruyor. İnsanlar zorluklar karşısında birbirine yardımcı oluyorlar. Cemaatler çağdaş dünyanın bir gereği. Dindar birinin cemaate katılmadan dindarlığını devam ettirmesi çok zorlaşıyor. Cemaate katıldığında arkadaşlarınız sizin düşüncenizden oluyor. Onlarla düşüncelerinizi, duygularınızı tartışabiliyor, tazeleyebiliyorsunuz. Bu nedenle de 28 Şubat’ın vurmaya çalıştığı yapıların başında da cemaatler geliyordu. Bugünün dünyasında cemaatler elzem duruma gelmiş, ancak cemaatler eskisi gibi taraftarları üzerinde hakim değil.

Gençlerin dünyasına ulaşabilecek çabalar gerekiyor galiba?

Gencin anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor. Yayın alanında çok çeşitli, büyük oranda yeterli kitaplar var, ama san’at âleminde büyük eksiklikler var. Gençler meşrû yollardan kendilerini göstermeli ve deşarj olmalı. Bazı noktalarda cemaatlerde eksik varsa gençler başka alanlara kayabiliyor. Cemaatlerin üretmeleri, atak yapmaları gerekir.

Dünyevîleşme, cemaatler, gençler derken kadın ve erkek mevzuuna girmeden de olmaz.

Dünyevîleşme kadın-erkek ilişkisine nasıl yansıdı?

Gelişen teknolojiyle birlikte ev aletleri de çoğaldı. Artık ev kadınlarının bir çok işini ev aletleri yapıyor. Böyle olunca da kadınlara oldukça büyük boş vakit kalabiliyor. Kadın çalışmıyorsa kendini işe yaramaz hissedebiliyor. Bu sefer kadınların arasında çalışan kocasına karşı aşırı bir kıskançlık geliştirebiliyor. Bunun yanında kendini dizilere kaptırabiliyor, kadınlar arası günler düzenleyerek vaktini boşa geçirebiliyor. Boş zamanı olan kadınlara yönelik üretici kurslar, vakıf hizmetleri gibi uğraşlar meydana getirmek gerekir. Boş kalınca kadın kendini eşine yük gibi hissedebiliyor.

Erkeklerin de evdeki kadına yeterince değer vermeye başladığını söyleyebilir miyiz?

Ev kadınlığının kutsiyetinin de yara bere aldığını görüyorum. Bu konularda büyük bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Öbür taraftan ise eğer kadının eşi zengin ise kendine jip aldırıp orası benim şurası senin gezebiliyor. Bu açıdan bakıldığında ise bol para harcayarak kocasını yıpratan kadınları da görmek mümkün.

Günümüz dünyasında erkeğin ne gibi sıkıntıları var?

Dindar yaşamak zorlaşmış durumda. Eğer erkeğin evde kendini destekleyen eşi varsa işi daha kolay, yoksa bunalım artıyor. Artık helâlinden kazanmak çok zor. Erkek harama kayanların zengin olduğunu görüyor, dürüst olursa daha zor geçineceğini biliyor. Zorunlu ihtiyaç olmayacak şeylerin mecburiymiş gibi sunulduğu bir ortamda yaşıyoruz. İnsanlar artık maddî varlıklarıyla yarış halindeler. Bu durumda eşlerin birbirine manevî anlamda destek olmalarının büyük değeri var.

Helâlinden kazanmak burada büyük önem arz ediyor galiba, çünkü o rızkı aile ferdleri yiyor. Ancak erkeklerin fonksiyonundan çok kadınlar hep tartışma konusu…

Kadınların başörtüsüyle uğraşanlar, karşı tarafın kadınlarından çok erkekleri. Erkeklere kadınlarla uğraşmak daha kolay geliyor galiba. Öbür taraftan da erkek egemen bir toplum olduğumuzu da unutmamak gerekir. Dinî açıdan eşit anormallikte olan bir durum erkekler için normal kabul edilebiliyor. Bu bakış açısını değiştirmek gerekir. Helâl kazanç noktasında belirttiğiniz gibi erkeklerin rolünün çok büyük olduğunu kabul etmek gerek.

Ergenekon kardeşliğe engel oluyormuş

Ergenekon sürecinde bazı insanların medya tarafından 28 Şubat sürecinde olduğu gibi işkenceye maruz kaldığını düşünüyor musunuz?

Bu düşünceye katılmıyorum. Nemalarını kaybeden insanların “laiklik elden gidiyor” söylemlerine sarıldıklarını görüyorum. Ergenekon dâvâsından sonra ülkede barış havası oldu. Ergenekon örgütü ülkedeki kardeşlik havasının oluşmasına engel olan fitne çıkarıcı bir yapı.

Siz 28 Şubat’ta büyük baskılara maruz kaldınız değil mi?

Devlet memurluğundan atılacağımı düşünüyordum. “Üfürükçü Hoca” diye Hürriyet, Radikal, Posta’da haberler yapıldı. Show TV’de Reha Muhtar günlerce yayın yaptı, “hastalarını üfürükçüye gönderiyor” diye. “Dincilerin de doktoru böyle olur” diye şayialar kopardılar.. Onun üzerine İstanbul Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı, Valilik, Hastane Başhekimliği hakkımda soruşturma açtı. Bu süreç üç sene sürdü, ama suçsuz olduğum ortaya çıktı.

SEFA SAYGILI KİMDİR?

1956’DA İskenderun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada yaptıktan sonra, girdiği İstanbul Tıp Fakültesi’ni 1980 yılında bitirerek doktor oldu. 1984’de aynı fakültede ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı oldu. Yedek subaylıktan sonra, 1985’de Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde göreve başladı. 1992 yılında Vakıf Guraba Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefi oldu. Halen aynı hastanede göreve devam etmektedir. 1990 yılından beri Yeşilay Genel Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Sefa Saygılı, 1991 yılında psikiyatri doçenti oldu. Prof. Dr. Sefa Saygılı evli ve iki çocuk babasıdır.

Röportaj: H. HÜSEYİN KEMAL

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat